Resul GÜZALALP

16.10.2007

Herşey canlı hatırlanmak ister

Doğal afetler, yerkürenin geçirdiği değişimler, iklim ve en önemlisi insanoğlunun eliyle şehirleşme, sanayileşme vs. faaliyetlerle canlıların doğal yaşam alanlarının tahribi veya doğrudan avlanma yoluyla pek çok canlı türü dünya üzerinden yok olmuş ve olmaktadır. Bugün yeryüzünde, yaratılan beş yüzden fazla canlı türü yok olmuştur. Türlerindeki hızlı tükenişin doğurabileceği sonuçların, nükleer bir savaşın etkilerine yakın olabileceğine dikkati çeken bilim çevrelerinin en iyimser tahminlerine göre, 20-30 yıl içinde dünyadaki canlı türlerinin beşte biri, soylarının tükenme tehlikesi altında bulunmaktadır.
Peki ülkemizde durum nasıl?
Tabi ki farklı değil. Mesela en son Anadolu Panteri, Beypazarı’nda 1974 yılında görüldü. Son Anadolu Aslanı 1890 yılında, son Anadolu Kaplanı ise 1970'de Hakkari Uludere'deki avlama sonrasında da vuruldu. Anadolu'da MÖ 51. yılından beri yaşadığı bilinen parsla ilgili de 1946'da İzmir'de kayda alınan fotoğraf, son örnek oldu.
Durum sadece bununla da sınırlı değil.
Denizlerimizdeki durumunda karadan aşağı kalır yanı yok. Mesela bu yıl palamut yiyen var mı arkadaşlar? Oysa tam mevsimi.
Eğer tedbir alınmazsa Karadeniz ve Marmara’dan sonra Ege Denizi’de kirlenme sürecinde.
Bunlar çarpık sanayileşmenin, sorumsuz sermayecinin neden olduğu sonuçlar.
Peki Telli Gölü’ndeki uluorta yapılan tavuk çiftliklerine ne demeli?
En verimli arazilere gelişigüzel dikilen yapıların izinleri kimlerden sorulmalı?
Eşsiz güzellikteki Karaboğaz kumuna, “yol yapıyoruz” diyerek dökülen kamyonlar dolusu toprak neyin nesi?
Hepsinin sanığı insanoğlu.
Şimdi niye bunları anlattım.
Sözü aslında şuraya getirmek istiyorum.
Biliyorsunuz ilçemizde bir organize sanayi bölgesi oluşturma çabası var. Üstelik bilenler bu iş için ayrılan alanın, aslında verimli bir alan olduğunu da bilirler. Bu gün bile gidip baksanız lahana başta olmak üzere bir çok kış sebzesi ikinci ürün olarak tarlalardadır. Tarla dediğime bakmayın aslında şehrimizin de tabiri caizse burnunun dibindedir. Gelecekte buraya yapılan fabrikaların oluşturacağı çevre kirliliğinin sonuçlarını çocuklarımıza anlatmakta güçlük çekeceğimizde kesindir. Bir tavuk paketleme fabrikasının, Karadeniz’e kadar uzanan İskenderli Deresi’ni ne hale getirdiğini hepimiz biliyoruz. Yeniden faaliyete geçen yem fabrikasının kokusundan rahatsız olmayan var mı?
Şimdi bazı arkadaşların “ama ya maddi kazançlarımız… ya orada çalışarak evine ekmek götüren insanlar…” dediklerini duyar gibiyim. Ama o kazançların tümünü toplasanız o dereyi eski haline getiremezsiniz.
Belki yeni arkadaşlar bilmez ama ben o derede balık tuttuğumu, arkadaşlarımın serinlemek için suya girdiğini bilirim. Aşağı bölümlerinde derme çatma patates çuvallarıyla turna balığı avladığımızı da…
Ama hepsi geçmişte kaldı.
Var olan balık türlerinden hiç biri artık yaşamıyor o derede.
Su kaplumbağaları da çoktan terk etti ilçemiz sularını.
Artık çocuklarımız akvaryumlarda veya hayvanat bahçelerinde görüyor bir çok canlı türünü.
Ya Serbest Bölge işine ne demeli.
Kimse bu projenin Sakarya ve ilgili ilçe halkının ekonomisi için yapıldığını iddia etmesin. Eğer ilçe halkı düşünülseydi, Melen’den İstanbul’a giden boruya, bir vanada susuzluk çeken ilçem için takılırdı. Kaldı ki hiçbir girişimci parasını -özel bazı teşvikler söz konusu değilse- bölge insanının refahını artırmak için riske atmaz. Öncelikle sermayesinin verimliliğini düşünür. Üreteceği malı iç ve dış pazarlara en kolay yoldan aktarma, yani nakliye işini düşünür. Bunun için en uygun yer arandığında ise ilk akla gelen yerler, (İstanbul ve Marmara Denizi kıyıları) dolu ve pahalı olduğundan buralara en yakın yerlerdir.
Maalesef piyango bize vurmuştur. Nasıl ki büyük ikramiyeyi kazanan bir çok kimse iflah olmamışsa, bu durumdan bizde -belki sonraları ama- hoşnut olmayız gibi geliyor bana. Bence çıkan bu ikramiyeyi alıp almamak konusu iyi düşünülmelidir. Orada yaşayan su kuşlarından, orada konaklayan bıldırcınlardan, sadece oradaki kumda yetişen kum zambağından yana mı, yoksa serbest bölgeden yana mı tavır konulmalıdır? Bu tartışılmalıdır. Bir oldu bittiye getirilip, bir çok canlı türünün evini yıkmak, telef olmasına neden olmak hiç mantıklı gelmiyor bana. Yürütmeyi durdurma kararına bu açıdan sevinmiştim. Ama sevincim kısa sürdü.
Ayrıca burada oluşacak bir serbest bölgenin, milli park statüsünde olan Acarlar longozu’na da zarar vermesi kaçınılmaz gerçektir. Burada olan bitki türleri ülkemizin, bizden sonraki kuşaklara aktaracağı en güzel hazinedir bence. Bu sorumlulukta önce, burada yaşayan bizlerindir.
Mesela orada, yani Acarlar Longozu’nda yetişen göl soğanından (Leucojum aestivum) kaçımızın haberi var? Aslında çok değerli olan bu bitkinin, kontrolsüz olarak hasat edilip dışarıya çıkarıldığı duyumları kulağınıza geldi mi? Bence bu bitki ve çevresinde dönenler de araştırılmalı.
Sonuç olarak kendimizin ve diğer canlıların yaşam alanlarını yok etmekteyiz. Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kesinlikle insana ihtiyacı yoktur. Oysa insanın yaşamını sürdürebilmesi için en küçük hücreliden yırtıcılara kadar tüm canlılara ihtiyacı var. Yani sivrisineği bile aslında korunmak gerekiyor. Her canlı hatırlanmak ister. Ama biz hatırlamak değil görmek istiyoruz. Sakarya Ovası ve Telli Gölü acı örnekleri bilinmekteyken yeni bir acı örneğe daha bence hiç gerek yok.


aaaaaaaa
Kaynarcalıların Buluşma Noktası
Kaynarcalıların Buluşma Noktası
Kaynarca Hakkında Herşey
a
Goca Gaynarcalılar Mail Grubu
a
Fotoğraf Galerisi
a
Geçmiş Zaman Olurki
a
Fotoğraflarla o güzel yılara yolculuk. Siz de paylaşın yayınlayalım.
Duyurular
aaa
Sitemizle ilgili görüş ve önerilerinizi ziyaretçi defterimize yazabilirsiniz
Sakarya Faydalı Linkler
a Sakarya Valiliği
a Adapazarı Büyükşehir Belediyesi
 a Sakarya Üniversitesi
a Sakarya Emniyet Müdürlüğü
a Sakarya İl Jandarma Komutanlığı
a Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odası