| Kaynarca Hakkında Herşey | |
|---|---|
| Goca Gaynarcalılar Mail Grubu | |
| Fotoğraf Galerisi | |
|---|---|
| En güzel fotoğraflarla Kaynarca-1 | |
![]() |
"En güzel Kaynarca Fotoğrafları" sunumunu izleyin |
| Sakarya Faydalı Linkler | |
![]() |
Sakarya Valiliği |
![]() |
Adapazarı Büyükşehir Belediyesi |
![]() |
Sakarya Üniversitesi |
![]() |
Sakarya Emniyet Müdürlüğü |
![]() |
Sakarya İl Jandarma Komutanlığı |
![]() |
Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odası |
|
Hakan DURAN |
|
|
12.12.2007 Kaynarca termik santrale kurban mı edilecek? |
|
|
Belli ki Sakarya’nın kuzey bölgesinde bir santral kurmak konusunda yerli ve yabancı şirketler arayış içerisindeler. Kaynarca’nın kuzeyinde Karasu’nun ise batısında kalan bölgede bir Serbest Bölge kurulacağını duyan yatırımcıların iştahları kabarmış durumda. İpekyolu Serbest Bölgesinin yanı sıra Karasu ve Kaynarca’ya kurulması planlanan iki organize sanayi bölgesi yatırımcıların bu bölgeye olan ilgilerini daha da artırdı. Biri yerli olmak üzere üç holdingin sanayi tesislerine enerji temin etmek amacıyla termik santral kurmak istediklerini Karasu Belediye Başkanın açıklamasından öğrendik. Önce termik santrallerin Karasu’ya kurulacağı söylenmişti. Karasu halkı büyük bir tepki gösterdi, çeşitli sivil toplum örgütleri de bölgelerinde bir termik santral kurulmasına izin vermeyeceklerini açıkladılar. Gösterilen bu tepkilerden sonra Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik “Termik santralin Karasu’ya değil, serbest bölgenin Kaynarca’ya sınır olan kısmına kurulması söz konusu” şeklinde bir açıklama yaptı. Açıklama sonrası Karasulular haklı olarak rahat bir nefes almışlardır. Şimdi Kaynarcalılar kara kara düşünmeye başladı. Ama bana göre gerekli tedbirler alınmadan bölgeye yapılacak bir termik santral tüm bölge halkını etkileyecektir. Öncelikle şunu belirteyim ülkemizin ve toplumumuzun hayrına olacak her türlü yatırıma olumlu bakıyorum. Fayda zarar analizi yapılmamış, gelişmiş ülkeler tarafından zararlarından veya ekonomikliğini yitirmesinden dolayı terk edilmiş her türlü teknolojik yatırımaysa karşıyım. Mesela nükleer enerji kullanımının ülkemizde neden bugüne kadar devreye alınamadığını da hep merak etmişimdir. Gelişmiş ülkeler –ki bunların arasında Fransa, Belçika, İsveç başı çekiyor- elektrik enerjilerinin büyük bölümünü nükleer enerjiden sağlıyorlar. Türkiye Atom Enerjisi kurumunun ilgili web sayfasından (linki aşağıdadır) bu oranları inceleyebilirsiniz: http://www.taek.gov.tr/bilgi/sss/durum.html Ülkemizin zengin linyit yataklarına sahip olduğu hepimizin malumu. Linyit madenlerini değerlendirmek amacıyla ülkemizin çeşitli yerlerinde termik santraller kurulmak isteniyor. Tamam linyit madenlerimizi değerlendirelim, kendi enerjimizi kendimiz üretelim de santrallerin çevreye vereceği olası zararları ne yapacağız. Bunu enine boyuna tartışmalı, olası zararların önüne geçmek için gerekli tedbirleri almalı ve caydırıcı kanunlar koymalıyız. Sabah gazetesinin web sitesinde 9 Nisan 2005 tarihli bir haber okudum. Adana’nın Yumurtalık ilçesi yakınlarında kurulan Sugözü Termik Santrali için “Örnek Termik Santral” başlığını atmışlar. Termik santral yöneticisi gerekli ve yeterli önlemler alındığında çevreye zararsız tesisler kurulabileceğini söylüyor. Tubitak tarafından sürekli yapılan ölçümlerde de çevreye zarar verilmediğinin ortaya çıktığını belirtiyor. Bu güzel bir örnek. Yatağan’daki, Silopi’deki v.b. diğer santrallere bakınca da insanın aman olmaz olsun diyesi geliyor. Yatağan’daki termik santral bazen öylesine hava kirliliğine neden oluyormuş ki valilik kararıyla (sanırım insanlar biraz hava alsınlar diye) geçici bir süreliğine üretimi durduruluyormuş. Bir süre sonra da havaya zehir saçmaya tekrar başlıyormuş. Yatağan halkı kısa bir süre de olsa 2003 yılında baca gazı arıtma sisteminin devreye alınmasıyla rahat bir nefes almış ama bir süre sonra sistem devre dışı kalınca aynı kabus ilçenin üzerine tekrar çökmüş. 3.000 kişiye iş sağlayan tesis zehir saçmaya, insanların sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Son dönemde ülkemizin çeşitli illerinde tıpkı Karasu’daki olaydaki gibi termik santraller kurulmak istenmişti. Örneğin yakın zamanda Samsun’da iki termik santral kurulmak istenmiş halk ayaklanmış, İl Çevre Müdürünün üzerine yürümüştü. Halkı bilgilendirme amaçlı yapılan toplantıda olay çıkmış toplantı da başlamadan bitmişti. Samsun olmadı başka yere, orası da olmadı Karasu’ya, orada mı olmadı ver elini Kaynarca! Kurbanını arayan Termik Santralin öyküsü biteceğe hiç benzemiyor. Artık insanları yönlendirmek eskisi kadar kolay değil. Bilgiyi, doğruyu öğrenmek istiyorsanız klavyenin tuşlarına dokunarak saniyeler içerisinde bilgi deryasının derinlerine dalabiliyorsunuz. Öğrenmek istediklerinizi arama motorları saniyeler içinde önünüze getiriyor. Böyle olunca da ak koyun kara koyun tiz elden ortaya çıkıveriyor. Toplumumuz gün geçtikçe daha da bilinçleniyor. Nükleer enerji konusundaki olumsuz dayatmalara, yönlendirmelere sırtını dönerken, neden bizde de yok sorularını sorabiliyor. Termik santral dediğinizde başına talih kuşunun konmayacağını az çok tahmin edebiliyor. Termik santral kurulmasını desteklerken termik santralin olası zararlarıyla ilgili okuduklarından sonra en şiddetli muhalefeti yapmaya başlayabiliyor. Hızla kirlenen dünyada rahat nefes aldığı, yeşiline doyamadığı güzelim memleketini riske atmaktan geri duruyor, inanmadığı bir projenin de karşısına dikilebiliyor. Benzer bir tepkiyi gösteren Karasu halkını da tebrik etmek isterim. Gösterdikleri tepki ve hassasiyet gerçekten etkileyiciydi. Karasu halkı kalelerine girmek üzere olan golü çizgiden çıkarttılar. Şimdi top Kaynarca kalesine yöneldi. Yerli, yabancı holdinglerin forvetleri bakalım bizim kalemize gol atmayı becerebilecekler mi? Karasu’nun gösterdiği tepki göz önündeyken sanırım bu çok kolay olmasa gerek. Yıllardır yapılacak sanayi tesislerinin hayalini kuran biz Kaynarcalılar yapılmakta olan 4 şeritli duble yol sonrasında biraz ümitlenir olmuştuk. Şimdi Yatağan’ın üzerine çöken kabus bizim de üzerimize çöker minin korkusu içerisindeyiz. Sözü termik santral konusunda uzman olan değerli bilim adamlarına ve termik santralden dertli vatandaşlara bırakmak istiyorum: Prof. Dr. Ahmet Balcı (Muğla Üniv.Fen Fak. Biyoloji Bl. Bşk.): Prof. Dr. Hasan Can Okutan, İTÜ Kimya, Metalürji Fak.Dekanı: Biz yerli kaynaklarımızın enerji kaynakları girdisi olarak değerlendirilmesi taraftarıyız. Maalesef linyitler düşük kaliteli ve problemli kömürler, o nedenle temiz teknoloji kullanılmalı. Oradaki (Yatağan) yakma sistemi klasik konvansiyonel kazandır, mutlaka güncellenmesi ve yüzde 99 verimle çalışması gerekiyor. Bunlar sağlanırsa sorun kalmaz. Bu tesislerin yapıldığı tarihlerde CED değerlendirmeleri yapılmadığı için inşa alanına çok dikkat edilmemiş herhalde. Çevre şartlarını sağlayacak şekilde sistemlerin kurulması lazım, biz mühendis mektebiyiz, tamamen sağlıklı işletmeler yapılması en temel derdimiz. Coşkun Efendioğlu (Milas Önder gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Yatağan termik santrali Milas'taki üç santralden biri ve en fazla kirlilik üreteni. Yatağan vadiye kurulmuş, baca kurtarmıyor. Dolayısıyla rüzgarın olmadığı durgun havalarda ovaya yayılıyor ve hemen ilerisinde kurulan Yatağan üzerine çöktüğü zaman da korkunç bir kükürtdioksit akımı oluyor. Gırtlağı yakma derecesinde insanları etkiliyor. Kısa vadede maskeyle dolaşabilirsiniz. Ama bu solumanın ötesinde suyla temas ettiğinde toprağa inen ve bitki ve su yoluyla vücudumuza aldığımız bir madde. Yukarıda bir kısmına yer verdiğim yorumların devamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz: |
|
Diğer Yazıları: |
|
| Kaynarca'nın eğitim sorunları çözüm bekliyor (30.11.2007) | |
| İnadına sevgi, inadına kardeşlik (30.10.2007) | |
| Neme gerek Sultanım! (24.08.2007) | |
| Geçmişinden kopan geleceği nasıl inşa edecek? (05.07.2007) | |
| Vekilimizi ne zaman seçebileceğiz? (21.06.2007) | |
| Nifak mı? İttifak mı? (29.05.2007) | |
| Hayırsever Eğitim Gönüllüleri Aranıyor (17.05.2007) | |
| Kanayan Yara (27.03.2007) | |
| Televole Gençliğine Hitabe (02.03.2007) | |
| MSN: Mahvolan Sosyal Nizam (14.02.2007) | |
Yüreğinize Su Serpecek Bir Haber (31.01.2007) |
|
| Kaderine terk edilen tarihi mirasımız: Şeyh Muslihiddin Camii (16.01.2007) | |
| Çalışanların bir makine kadar da mı kıymeti yok? (17.11.2006) |