| Kaynarca Hakkında Herşey | |
|---|---|
| Goca Gaynarcalılar Mail Grubu | |
| Fotoğraf Galerisi | |
|---|---|
| En güzel fotoğraflarla Kaynarca-1 | |
![]() |
"En güzel Kaynarca Fotoğrafları" sunumunu izleyin |
| Sakarya Faydalı Linkler | |
![]() |
Sakarya Valiliği |
![]() |
Adapazarı Büyükşehir Belediyesi |
![]() |
Sakarya Üniversitesi |
![]() |
Sakarya Emniyet Müdürlüğü |
![]() |
Sakarya İl Jandarma Komutanlığı |
![]() |
Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odası |
|
Hakan DURAN |
|
24.08.2007 Neme gerek Sultanım ! |
|
Ülkemiz insanına kültürel değerlerimizle örtüşmeyen yeni bir yaşam tarzının dayatılmasına ne zamana kadar duyarsız kalacagiz? Halkımız nereye baksa kökleri kendisine ait olmayan bu yeni hayat modelinden örnekler görüyor. Televizyonlarda yayınlanan dizileri izleyen genç beyinlerimizin dayatılan bu modelden etkilenmemesi mümkün mü sizce? Gösteriş, ahlaksızlık, şöhret hırsı ve edepsizliğin zirve yaptığı bu yaşam tarzı izleyicilere son derece cazibedar bir şekilde sunuluyor. Gencecik beyinlerimizi, ciğerpare evlatlarımızı bu yeni yaşam tarzınının hayallerini kurmaktan alıkoymak gerçekten çok zor. Bu büyülü dünyanın cazibesine kapılmış kirli zihinleri paklayıp eski haline getirmek de hiç kolay değil. Her gün yayınlanan gazetelerden aslında bir feryat yükseliyor bilmiyorum farkında mıyız? Yıllar boyu övündüğümüz ve toplumsal huzurumuzun en önemli payandalarından biri olan aile yapısı iflas ettim diye feryat ediyor. Son yıllarda gazetelerin iç karartan üçüncü sayfalarında anasını babasını öldüren gençlerin haberleri yer almaya başladı. Cenneti annelerin ayağının altında bilen bir toplum değil miydik biz? Anne babaya iyilik etmenin emredildiği bir dinin inananları değil miyiz biz? Sebebi her ne olursa olsun bir insanın kendini dünyaya getiren annesinin canına kıyması korkunç bir şey. Bize ne oldu da birer canavar haline geldik? Bu soru üzerinde kafa yormanın, sebeplerini araştırıp çıkış yolları aramanın zamanı geldi geçiyor. Düne kadar ecnebi memleketlerde ana, baba sevgisinin olmayışından dem vurup kendi kültürümüzle övünmüyor muyduk? Duyduğumuzda şaşırdığımız, hayretler içerisinde kaldığımız o yaşam biçimini benimsemeye başladığımızın ne zaman farkına varacağız. Bizler, inandığı gibi yaşamayanın yaşadığı gibi inanmaya başlayacağı prensibinin gönüllere nakşedildiği bir kültürün son nesil temsilcileri değil miyiz? Sokaklarımızda bir lokma ekmeğe muhtaç insanların sayısı hızla artıyor. Toplumun bir kesimi eğlence mekanlarında zevk-ü sefa içerisinde vur patlasın çal oynasın tarzı bir yaşam sürerken diğer tarafta fakir fukara o günü aç geçirmemek için çöp tenekelerinden rızkını bulmaya çalışıyor. Komşusu açken kendisi tok yatanın bizden olmadığı bir toplum değilmiydik biz? Neme gerek efendim diyenlerin sayısın hızla arttığı bir toplumun sonunun hüsran olacağını bize tarih söylüyor. Akıbetimizin ne olacağını merak ediyoruz, her gördüğümüz güzellikte yeniden umutlanıyor sonra yine umutsuzluk denizlerine yelken açıyoruz. Her dost sohbetinin konusu bir yerde “Ne olacak bu memleketin hali” sorusuna kilitleniyor. Güzel yürekli insanların, başkalarının derdiyle dertlenen insanların sayısının artmasını diliyor, bunu niyaz ediyoruz. OSMANOGULLARININ ÂKIBETI NE OLACAK? (*) Bir gün cihân pâdisâhi Kânûnî Sultan Süleymân Han, Yahyâ Efendi hazretlerine bir hatt-i serîf gönderdi ve; “Agabey! Sen ilâhî sirlara vâkifsin, bilirsin. Kerem eyle de bize Osmanogullarinin âkibetinin ne olacagini haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.” dedi. Hatt-i serîfi okuyan Yahyâ Efendi eline kalem kâgit alip; “Kardesim! Neme gerek.” diye iri harflerle yazip Kânûnî’ye gönderdi. Kânûnî, Yahyâ Efendiden gelen mektûbu okudugunda hayretler içinde kaldi. Fakat bir sey anlamamisti. Derhal bir kayik hazirlanmasini emretti ve bu bilmece sözün mânâsini anlamak için Yahyâ Efendinin dergâhina geldi. Yahyâ Efendiyi görür görmez; “Agabey! Ne olur gizlemeyip, suâlime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.” dedi. Yahyâ Efendi bunun üzerine tebessüm edip; “Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamana sasariz.” dedi. Kânûnî; “Nasil?” deyince, Yahyâ Efendi; “Zulüm, haksizlik yayilsa, isitenler de; “Neme gerek.” dese ve onu önlemeye çalismasalar, sonra koyunu kurt degil de çoban yese, bilenler de bunu söylemeyip gizlese, fakirler, muhtaçlar, gariplerin feryâdi göklere çikip bunlari taslardan baskasi isitmese, iste o zaman felâkettir. Neslinin o zaman yok olmasindan korkulur. Hazînelerin bosalir. Askerin itâat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadderdir.” buyurdu. Kânûnî bunlari isitince, göz yaslarini tutamadi. Yahyâ Efendiye olan sevgisi daha da artti. *Yukarıdaki yazı http://www.ehlitevhid.de sitesinden alıntıdır. |
Diğer Yazıları: |
| Geçmişinden kopan geleceği nasıl inşa edecek? (05.07.2007) |
| Vekilimizi ne zaman seçebileceğiz? (21.06.2007) |
| Nifak mı? İttifak mı? (29.05.2007) |
| Hayırsever Eğitim Gönüllüleri Aranıyor (17.05.2007) |
| Kanayan Yara (27.03.2007) |
| Televole Gençliğine Hitabe (02.03.2007) |
| MSN: Mahvolan Sosyal Nizam (14.02.2007) |
Yüreğinize Su Serpecek Bir Haber (31.01.2007) |
| Kaderine terk edilen tarihi mirasımız: Şeyh Muslihiddin Camii (16.01.2007) |
| Çalışanların bir makine kadar da mı kıymeti yok? (17.11.2006) |