Bağlama ve keman çalmayı da babasından “alacak”tır. Hacı Taşan da “saz kardeşi”dir; ikisi de Muharrem Ertaş’ın “rahle-i tedrisi-nde” yetişeceklerdir. 14 yaşındayken İstanbul’a göçen Neşet Ertaş, 1957’de “Neden garip garip ötersin bülbül” adlı plağıyla “merhaba” diyecek, iki yıl sonra da Ankara’ya yerleşecektir. İzmir Narlıdere’deki askerliğinden sonra, plak üstüne plak yapacak, konserlerle Türkiye’yi 6-7 kez dolaşacaktır. Bu arada “alkole aşinalığından” elleri felç olmuştur; 1979’da Almanya’ya tedaviye gider. İki yıllık tedaviden sonra artık “almancı olmuştur”; müzik hayatına orada devam edecek, oradan tüm Türkiye’yi ayağa kaldıracak enfes türküler üretecektir: “Tatlı dile güler yüze doyulur mu doyulur mu?”, “Zahidem”, “Mapushanelere güneş doğmuyor?”, “Çiçekler ekiliyor”, “Gönül Dağı”, “Neredesin sen?”, “Evvelim sen oldun ahirim sensin”, “Kendim ettim kendim buldum”... daha onlarca türkü.
Gariptir; “biz garibik, bizi hep garipler diye, abdallar diye aşağıladılar, küçümsediler, gariplik bana çocukluğumdan kaldı” diyecektir. (3)
“Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş hakkında enfes bir kitap hazırlayan ve destekleriyle ona “ba’sü bağdel-mevt” (ölümden sonra yeniden diriliş) yaşatan Bayram Bilge Tokel’e göre “O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustası... Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.” (4)
“Neşet Ertaş, tezenesini sazın teline vurduğu zaman devleşir. O “kara yüzlü” ufak tefek adam gider de ayağı yerde, başı göklerde bir heybetli adam gelir sahneye.” (5)
O sazını gönüllere çalar, türkülerini gönüllere söyler; zaten en ünlü türkülerinden birisi de “Gönül dağı”dır. Neşet Ertaş “bin yıllık Anadolu geleneği”nin günümüzdeki en sahih temsilcisidir.
Sesinde bir “hüzün yumağı” olduğu doğru; onda sadece kendinin değil, bütün bir Anadolu’nun hüznü var.
Bir samimiyet ve tevazu heykelidir; şandan şöhretten, şovdan gösterişten uzak; her zaman her yerde “aynı” kalmayı “başarabilen” birisidir. Bağlamayı çalmaz; onunla bütünleşir; üç telli sazı “eli, gönlü, dili olur” adeta.
Türküyü seven, türküyü üreten, türküyü çalan, türküyü söyleyen adam.
Türküyü sevdiren adam.
Türkü baba.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------(1) www.türküler.com,
(2) 28.01.2006 tarihinde Adapazarı Atatürk Kapalı Spor
Salonu’nda kendisiyle yaptığım söyleşide söylediklerinden.
(3) A.g.e.
(4) http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=202,
(5) Mehmet Şeker, Yenişafak gazetesi, “Ayakları yerde, başı göklerde”, 31.01.2006













