Fahri TUNA

FALİH RIFKI ATAY KAYNARCA-SAKARYA KÖKENLİ

Araştırmamıza Göre Aslen Kaynarca Dırmandılar Köyünden...

Sakarya ilimizin Taraklı gibi “gözden ırak” ilçelerinden Kaynarca’nın demirbaşlarından 35 yıllık eğitimci Ramis Memiş (1), ilginç bir haber getiriyor:”Biliyor musunuz, ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, Sakaryalı...”

“Nereden çıkarıyorsun hoca, niye bugüne kadar kimse bilmemiş duymamış bunu... nereden, neresinden peki?”

“Falih Rıfkı bey, Kaynarca’nın Büyükkaynarca Köyünün Dırmandılar Mahallesinden İstanbul’a yerleşmiş bir ailenin çocuğu. Ben akrabalarından bir kısmını tanıyorum. Hatta akrabalarından Münevver adlı birini evlatlık alıp büyütmüş...”

Ramis Hocanın anlattıkları Sakarya açısından ilginç ve heyecan verici.

Düşüyoruz haberin peşine. Biraz edebiyat magazini kokuyor ya işimiz, olsun o kadar; başlıyoruz araştırmaya, tabii Ramis Memiş ve eğitimci Mustafa Erdoğan’la birlikte. Rotamız Kaynarca’nın Büyükkaynarca Köyü.

ÖNCE ESKİCİLER, HUNLAR, MACARLAR KÖYLERİ

Önce Kaynarca Kaymakamı Y. Fatih Kadiroğlu’na uğruyor, bir yılı aşkın bir süredir editörlüğümde 15 kişilik bir ekipçe hazırlanmakta olan “Kaynarca” kitabı hakkında bilgi alış verişinde bulunuyoruz. Sonra kitapta yer alacak yöre fotoğrafları için “avcı”lığa çıkıyoruz. Ekibimize Kaynarca Müezzinler Orhangazi İ.Ö. Müdürü Vedat Şahin de katılıyor. Kaynarca’dan doğuya doğru yeni yeni açmaya yüz tutmuş ayçiçeği ve boyu yarım metreyi ancak bulabilmiş mısır tarlaları arasından 2-3 kilometre yol aldıktan sonra, karşı yamaçta 8-10 haneli iki köy göze çarpıyor. Ramis Memiş, “bunlar Eskiciler ve Hunlar köyleri, Macarlar köyü de arka tarafta” diyor, alıyor bizi bir şaşkınlık. Kaynarca’da “Macar” ve “Hun” köyleri ne arasın? Mâlum, Macaristan’ın adı Hungary... İlginç. Tarihçilerin el atması gereken bir konu daha. Fotoğraflarını çekip, Büyükkaynarca’ya doğru devam ediyoruz.

II. BEYAZIT’IN KISSAHANI

ŞEYH MUSLİHİDDİN’İN KURDUĞU KÖY

Büyükkaynarca köyü iki yamaç arasındaki dar bir vadide kurulmuş, 30-40 haneli bir Türkmen köyü. Ortasından bir dere geçiyor. Derenin solunda kocaman ağaçlar ve yöre yaşayanlarının tabiriyle “sarıklı sarıklı mezarlar” arasında harabe halinde ahşap bir cami görüyoruz. Camiinin banisi (yaptıranı) “Kaynarca’nın Tarihi” üzerine çalışan Prof.Dr. Atilla Çetin’e (2) göre – tam adıyla – “Mevlana Hacı Muslihiddin Mustafa Bin Cüneyd olup, Fatih Sultan Mehmed’in kıssahanı (öykü anlatıcısı/yakın arkadaşıdır ve bu yörenin insanı”dır.

Bu konuda geniş bir araştırma yapan Yrd.Doç.Dr. Tülin Çoruhlu (3) da, vakfiye ve arşiv belgelerine göre “köyün  1778 (H.1192) yılında Medine-i Üsküdar’a tabi Kandıra’da kain olduğu, Kandıra kazasında Çavlu Hacı karyesinde ve Yağtaş (Bektaş)  Divanında vaki olduğu” bildirmektedir.  Çoruhlu “Şeyhli (Şeyhler) nahiyesi Kaynarca-ı  Kebir Köyü adı ile, Kocaeli vilayeti Kandıra Kazasına bağlı iken, 1 Nisan 1959 tarihinde bölgenin en eski yerleşmesi olan Büyükkaynarca köyünden Kaynarca adını alarak  Kocaeli ilinin ilçesi olmuş, 31 Ocak 1966 tarihinde Sakarya iline bağlanmış, Büyük Kaynarcaköyü de Sakarya ilinin bir köyü olmuştur” demektedir.

Bütün bu bilgi ve belgeler de göstermektedir ki, Osmanlı Sarayıyla yakın diyalogları bulunan yöre insanı Şeyh Muslihiddin bir vakfiye kapsamında Büyükkaynarca Köyünde bugün kendi adıyla anılan ahşap camisini (bir tür medresesini) 1486 tarihinde yaptırarak ibadete/hizmete sunmuş bulunmaktadır.

ŞEYHLER – DIRMANDILAR – FALİH RIFKI ATAY  İLİŞKİSİ

Akla şöyle bir soru gelebilir: “Kardeşim, Falih Rıfkı Atay’la Şeyh Muslihiddin ve camisinin ne alakası var ki anlatıp duruyorsun?” Açıklayayım: Şeyh Muslihiddin’le birlikte Kaynarca-ı Kebir (Büyükkaynarca) ve çevre köyler çok önemli bir  aydınlanma/gelişme göstermiş, o günkü deyimle Payitaht (başkent) İstanbul’la çok yakın sosyal, kültürel ve ekonomik ilişki içerisine girmişlerdir. Yöredeki bir çok zeki çocuk İstanbul’daki medreselere gönderilmiş, bir çok girişimci de İstanbul-Şeyhler arası o günün koşullarına has ticari faaliyetler gerçekleştirmiştir. Nitekim asırlar içerisinde yöredeki bir çok ailenin İstanbul’la akrabalıkları oluşmuştur. Bugünkü Kaynarca ilçesinin adını aldığı tarihteki Şeyhler Nahiyesinin merkezi de işte bu köydür.

İşte “Falih Rıfkı’nın Köyü” olduğu söylenen Dırmandılar köyü de bunlardan birisidir. Büyük Kaynarca Köyünün birkaç yüz metre güney doğusundaki yamaçta 8-10 haneli bir köy/mahalledir. Adı yörede “dırmanmak/tırmanmak” fiilinden gelmiş olmalıdır. Ziraatla geçimini sağlayan bir köydür.

Fehmi Korkusuz

FEHMİ KORKUSUZ:

“- FALİH RIFKI BEY ZAMAN ZAMAN KÖYE GELİRDİ,

HATTA BİZE KOYUN KEÇİ ALIVERMİŞTİ"

Eğitimci Ramis Memiş’in mihmandarlığında Dırmandılar Köyüne ulaşıyor, Fehmi Korkusuz’u buluyoruz. Ve “Falih Rıfkı Atay’ın Evi”ni soruyoruz. Hikaye gerçekten biraz karmaşık ama çok ilginç. Hane reisi Fehmi Korkusuz’a (4) kulak verelim: “Ben ve 2 kardeşim Kaynarca’nın İnanlar köyünde doğduk, annem vefat edince babam Latif Korkusuz, 1951 senesi 12’inci ayında Dırmandılar Köyüne damat geldi, tabii bizi de yanında getirdi. Babam bu evdeki Fatma Kızıl’la evlendi, çünkü Fatma Kızıl’ın eşi Faik Kızıl vefat emiş, kadıncağız üç kız çocuğuyla çaresiz kalakalmıştı. Falih Rıfkı Atay’ın amca oğlu olan işte o Faik Kızıl’dır. Niye aynı soyadını almadıklarını bilemiyorum. Şimdi bu gördüğünüz evi babam 1955’te yaptı, biz geldiğimizde bu evin yerinde 200 yıllık çandılı eski püskü bir ev vardı. İşte Falih Rıfkı Atay’ın baba evi o evdi. Faik Kızıl’ın baba adı ve lakabı Kara Emin’dir. Benim büyüklerden işittiğim Kara Emin, Falih beyin amcasıdır.”

“Peki Falih Rıfkı bey, babasının evi dediğiniz eve gelir miydi?” diye soruyorum. Korkusuz anlatmaya devam ediyor: “Tabii gelirdi gelirdi. Bizim ev çok eski püskü olduğu için, bir üstte Şükürye (Şükriye) Ananın evi vardı, eşi Ulviye yengeyle onlarda kalırlardı. Onların evi daha müsaitti çünkü. Zaten Şükürye ananın gelini Esma Tokyay’da bizim evdendi, Falih Rıfkı’ın amca kızıydı. 1960 ve 62 yıllarında da geldi, taksisiyle. Bize koyun keçi alıverdi, keçiler Maltız keçisiydi. Bizi kalkındırmak istiyordu. Nitekim kalkınmamıza çok da faydası oldu.” 

“İLK ÇOCUĞUMA FALİH RIFKI BEY,

EŞİ ULVİYE YENGENİN ADINI VERMİŞTİ”

Fehmi amcaya Falih Rıfkı Atay’la ilgili biraz detaylı bilgi soruyoruz; “nasıl biriydi, hanımının adı neydi, çoluk çocuğu var mıydı?” Anlatıyor: “İri yarı, uzun boylu, kilolu biriydi. Hanımının adı Ulviye’ydi, bir tek çocuğu vardı adı Temel’di, mühendis oldu, geç evlendi hatta, o da gelirdi onlarla.”

Fehmi korkusuz devam ediyor: “Fatma Kızıl’ın babamdan önce Faik Kızıl’la evliliğinden yetim kalan üç kızından bahsetmiştim, Huriye, Zıddike (Sıdıka) ve Münevver. (Falih Rıfkı beyin annesi Huriye hanımın adının ilk çocuğa verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir, F.T.) 1959’da ben Huriye’yle evlendim. 1960’da ilk çocuğum doğdu. Adını da onlar koydular; Ulviye. Falih Rıfkı bey, eşinin adı Ulviye’yi koydu kızıma. Falih Rıfkı bey, bizim Münevver’i evlatlık alıp büyütmek istedi. Bayağı da kaldı İstanbul’da. 15 yaşlarında filan geri döndü, büyüdü, Meçler (Mevcutlar) Köyünden İhsan Kaymas’la evlendi, şimdi orada yaşıyor.”

Verdiği önemli ve değerli bilgilerden dolayı Fehmi amcaya çok teşekkür edip, ekip olarak bu kez 500-600 metre güneydeki Meçler (Mevcutlar) köyüne doğru yola çıkıyoruz. Amacımız “Falih Rıfkı beye evlatlık olarak verildiği söylenen Münevver abla”ya ulaşıp görüşebilmek..

Fahri Tuna, İhsan Kaymas, Münevver Kaymas ve Ramis Memiş

MÜNEVVER KAYMAS:

“- 5 YAŞIMDAYKEN FALİH RIFKI AMCAMA EVLATLIK VERDİLER”

5-10 dakikalık bir yolculuk ve arama sormanın ardından Münevver Kaymas’ı (5) köyün arpalığındaki tarlada eşiyle birlikte saman balyası toplarken buluyoruz. Olayın canlı şahidini bulmanın sevinci içinde, kendimizi tanıtıyor; biz soruyoruz, o anlatıyor: “5 yaşımda var yoktum, beni Falih Rıfkı Atay’a evlatlık verdiler. Çünkü babam ölmüştü, biz üç kız kardeş çok küçüktük. İçerenköy Kozyatağı’nda 9 sene onlarda kaldım. 20-25 dönümlük, çam ormanı da bulunan, bir çiftlik içinde villa tipi bir evdi. Ben ona Falih amca diye hitap ederdim. Çünkü Falih amcanın babası bizim evden gitmeydi. Benim dedemle onun babası kardeştiler. Karısının adı Ulviye’ydi, ona da Ulviye yenge derdim. Bir tane çocukları vardı, adı Temel. Benden çok büyüktü, hatta evlenip çoluk çocuğa karışınca, üçüncü çocuğuma Temel ağbimin adını verdim. Üzerinden elli sene geçti ama, evin telefon numarası hala hatırımdadır; 55 13 72.”

“ – FALİH AMCAM İYİ BİR İNSANDI, AMA BİRAZ SİNİRLİYDİ"

Türk basının/edebiyatının ünlü yazarlarından Falih Rıfkı bey hakkında “evlatlığı” Münevver hanıma “detay bilgiler” soruyoruz, cevaplıyor: “Ben onlara gittiğimde 55-60 yaşlarında filandı. İyi bir insandı. İçki içmez, sigara içerdi. Biraz sinirli bir insandı. Şımardığım zamanlarda at kırbacıyla çok dayağını da yedim yani. Evi kitap doluydu. O sıralarda “Dünya Gazetesi”nde yazıyordu. Eve çok gidip gelen olurdu..”

Münevver abla “aile” hakkında bilgiler vermeye devam ediyor:

“Karısı Ulviye yengem öğretmendi, İngilizce-Fransızca öğretmeni. Beni hiç okula göndermediler ama bana okuma yazmayı Ulviye yengem öğretti. Evde 4 kişiydik. Gezmeyi çok severlerdi; özel taksileriyle dördümüz Türkiye’nin bir çok yerlerini dolaşırdık, beni İskenderun, İzmir, Bursa, Balıkesir, Isparta ve Ankara’da Anıtkabir’e götürdüklerini iyi hatırlıyorum.”

“- HER YAZ KAYNARCA’YA GELİP KALIRLARDI”

“Ben 9 sene onlarda kalırken, her yaz kendi arabalarıyla köye gelirler, 3-4 akşam kalırlardı. Hatıplarda (Kaynarca Hatipler Köyü) Çıkrıkçı Vahdettin vardı, onun karısı Saibe amcam kızıydı, onlarda kalırlardı. Kibarlıkları yoktu, köy hayatını çok severlerdi. Bizim köye (Dırmandılara) geldiklerinde Esma ve Şernaz (Şerifnaz) ablamlarda kalırlardı. Çünkü Falih amcam onlarla da amca çocuklarıydı.Bize koyun keçi aldılar, evimiz öyle kalkındı. Ölene kadar da bütün akrabalarına geliş gidişi devam ettirdiler.”  

Münevver ablaya “onları bırakıp neden köye geri döndüğünü” soruyoruz, “ben 14-15 yaşına geldiğimde bazı şeylerden rahatsız oldum, Ulviye yengem değil ama Falih amcam beni sık sık dövüyordu, baba(lığı)ma mektup yazdım gelin beni alın diye, geldi aldı, gizlice köye kaçtım yani. Zaten ben köye döndükten birkaç sene sonra da karı-koca öldüklerini duyduk” diyor.

İHSAN KAYMAS:

"BİZ BU MEMLEKETTEN BARDAKLA GİTMEDİK, AYRANI TASLA GETİRİN DE İÇELİM DEMİŞ”

Münevver ablanın eşi İhsan Kaymas 60 yaşında ve çocukluğunda Falih Rıfkı beyin köye gelip gidişlerine şahit olmuş. İhsan Kaymas’dan (6) da bilgi alıyoruz:”Falih Rıfkı Atay’ın bu köyden olduğunu kesin biliyorum. Ben iki defa Dırmandılar’a, bir defa da Büyük Kaynarca’ya geldiğini kesin hatırlıyorum. 8-9 yaşlarındaydım. Büyükkaynarca köyünden Salih Başoğlu’na gelmişti. Salih amca başında kurşun deliği bulunan bir İstiklal gazisiydi ve onun yakın dostuydu. İyi hatırlıyorum, harmana bir çöp kilimi yaymış, oturuyorlardı. Biz de iki çocuk köye taksi geldiğini görünce koşup gittik. O zamanlar taksi çok çok seyrek. Bize şeker verdiler. Uzun boylu, diri, kır saçlı bir adamdı. Kalın derili bir yüzü vardı, bıyıklıydı. Gönülsüz kibirsiz biriydi. Geldiklerinde akrabalarında kalırlardı. Hiç unutmam Dırmandılar’dan Asım Tokyay (Falih Rıfkı beyin amcası kızı Esma’nın eşi, F.T.) anlatmıştı. Fakirlik yakadan paçadan akıyormuş.  Ayran yapmışlar ama nasıl ikram edecekler, evde bardak bile yok, sıkılıyorlar, terliyorlar. Falih Rıfkı bey, “bardak yoksa tas getirin de ayranı içelim artık, biz bu memleketten bardakla değil tasla gittik, utanacak sıkılacak bir şey yok, rahat olun” demiş.”

TEMEL ATAY’A ULAŞAMADIK

Yukarıda okuduğunuz üzere, Türk basının / edebiyatının önemli isimlerinden Falih Rıfkı Atay’ın Sakarya’nın Kaynarca ilçesi Drımandılar Köyü’nde “akrabaları” olduğu anlaşılıyor.

Akrabalık düzeyini, iddialara göre “babasının Dırmandılar’dan İstanbul’a göçmüş olduğu” iddiasını netleştirmek için oğlu Temel Atay’a ulaşmaya çalıştık. Türk Telekom 118’e sorduğumuzda bu isimle İstanbul’da tek bir kayıt olduğunu öğrendik: Talip Temel Atay, ona ulaştık, o ise Falih Rıfkı Atay’la hiçbir akrabalıklarının olmadığını ifade etti. 9 yıllık Atay ailesinde evlatlık kalan Münevver Kaymas’ın ezberden söylediği numarayı defalarca aradığımızda da telefonu açan olmadı. Dolayısıyla Falih Rıfkı Atay’ın tek çocuğu Temel Atay’a ulaşamadığımızdan – ayrıca kendisinin sağ olup olmadığı da bilinmemektedir – iddiaları doğrulatabilmiş değiliz.

Ama bir şey açık seçik görülüyor; Falih Rıfkı Atay’ın Kaynarca’da akrabaları var ve onlara defalarca gelip misafir kalmış, hatta yardım etmiş...

“Falih Rıfkı Atay Sakaryalı” tezinde şimdilik aydınlatabildiğimiz bu kadar. Üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.  

FALİH RIFKI ATAY KİMDİR

Hoca Hilmi Efendi ile Huriye Cemile Hanımın çocuğu olarak 1894 yılında İstanbul’da doğdu.(7) Rehberi - Tahsil Mektebi, Mercan İdadisi (lise), Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. (1912)  Tanin’de yazarlık, Talat Paşa’nın özel kalem müdürlüğü, Cemal Paşa’nın özel katipliği, edebiyat hocalığının ardından Necmettin Sadak ve Ali Naci Karacan’la ortak Akşam Gazetesini çıkardılar. (1918) Kuvayı Milliye’yi destekleyici yazılarından dolayı idamla yargılandı, 1922’de Anadolu’ya geçerek Tanin ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde Ankara Hükümetini desteklemeyi sürdürdü. Bolu (1923-27) ve Ankara Milletvekili (1927-50) olarak TBMM’de görev yaptı ve Atatürk’e yakın kişiler arasında yer aldı. Ulus ve Milliyet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Bedii Faik’le Dünya Gazetesini (1952) kurdu ve ölümüne kadar (20.03.1971) bu gazetenin başyazarlığını yürüttü. Daha çok gazete makaleleri, fıkra, anı, gezi notları ve sohbet yazılarıyla tanınan Atay, ilk ürünlerini Mercan İdadisi’nden edebiyat öğretmeni Celal Sahir’in teşvikleriyle Tecelli ve Servet-i Fünun dergilerinde yayımladı. Eserlerinden Bazıları: Ateş ve Güneş (Anı-1918), Zeytindağı (Anı-1932), Atatürk’ün Bana Anlattıkları (Anı-1955), Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri (Anı-1955), Çankaya (Anı-1961), Kurtuluş (makale-1966), Atatürkçülük Nedir (inceleme-1966), Yolcu Defteri (Gezi –1946), Gezerek Gördüklerim (Gezi-1970),  Roman (roman-1932), Babamız Atatürk (biyografi-1955).

Yorumlar

1 yorum yazilmis (Yorum Ekle)

Fahri Bey'e bu çalışmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz.Milli mücadele taraftarı ve türk edebiyatının güzide şahsiyetlerinden falih rıfkı beyin hemşehrimiz olmasından ayırca gurulandık.

Not:Yazınızda belirtilen kaynarca kitabı hakkında biraz daha bilgi verirseniz sevinirim.

Yazan: MUSTAFA on Monday, 11.10.08 @ 09:27am | #39

Yorum Ekle

Isim:

Email:

Web Sayfasi:

Yorum:


 

Not: Email adresiniz sayfada goruntulenmeyecektir.

HTML kod kullanimina izin verilmez.

Diğer Yazıları:

Niçin Aynalıkavak yazıları? (29.10.2008)
Adapazarılı Tel Cambazı Abdullah (15.09.2007)
Halit Molla (AKIN):Gerçek bir Kurtuluş Savaşı Kahramanı (22.06.2007)
Taraklı: 21.Yüzyılda Bir Huzur Limanı (21.06.2007)
Balkanların Başkenti: ÜSKÜP (29.05.2007)
Özüyle Sözüyle Sazıyla Anadolu: Neşet ERTAŞ (02.03.2007)
Halit Molla(Akın): Gerçek Bir Kurtuluş Savaşı Kahramanı (31.01.2007)
Kaynarca'dan Yetişenler (23.01.2007)
Falih Rıfkı Atay Kaynarca-Sakarya Kökenli
aaaaaaaa
Kaynarcalıların Buluşma Noktası
Kaynarcalıların Buluşma Noktası