aaaaaaaa
Kaynarcalıların Buluşma Noktası
Kaynarcalıların Buluşma Noktası

KAYNARCA'NIN EVLENME GELENEKLERİ
Hazırlayan: Niyazi SOLMAZ(*)

Evlenme Gelenekleri

Kandıra ve Kaynarca çevresindeki eski evlenme gelenekleri günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Çevremizin önemli folklor özelliklerini de içine alan bu adetler aslında Kaynarca‘nın köklü geçmişini ve ta Orhan Bey den günümüze gelen Osmanlı aile yapısını ve özelliklerini bize anlatmaktadır. Bu gelenekler ki içlerinde bu gün tasvip edilemeyecekleri olduğu gibi pek çoğu da o günkü yardımlaşmanın karşılıklı sevgi ve saygının ne derece ileri ve önemli olduğunu bize anlatmaktadır, bunlar bu günde aynı önemini taşımaktadır.

KILIK VE KIYAFELER

Erkekler genelde ketenden yapılmış pantolon yünden örülmüş kazak ve yelek, ayaklarına da lastik ayakkabı giyerlerdi. Soğuk havalarda aba denilen ceket giyerlerdi. Bazılarının pantolonları rahat giyimli geniş olan avlu pantolon giyerlerdi. Cumhuriyetten sonra, benimsedikleri şapkayı giymeye başladılar. Bazı gençler de başlarına çevre bağlarlardı. Bazı gençler ise yakışıklı görünmek için perçem bırakıp başı açık gezerlerdi.

Kadınların kıyafetleri, kızlar başlarına oyalı çember bağlarlar fakat saçlarını tam kapatmazlar; uzun saçlı olanlar saçlarını sırtlarından aşağı sarkıtırlar, omuzlarında örükler yaparak görünmesini sağlarlardı. Gelinler ise dantelli beyaz örtme örtünürler ve saçlarını göstermezlerdi. Böylece evli kadınla bekar kızlar, kıyafetleri ile ayrılmış olurdu. Yaşlı kadınlar ketenden yapılmış çözme örtmeler ve yazma denilen siyah örtüleri kullanırlardı.

KIZ İSTEME VE SÖZ KESME

Evlenmeler görücü usulü ile yapılıp evlenecek gençlerin düşünceleri önemsenmezdi. Benim bunları yazmam demek hepsini tasvip etmem demek değil, ben bu gelenekleri aynı şekilde yansıtmaya çalışacağım. Bunların iyi veya kötülerini ayırt etmek siz izleyici ve okuyucularıma ait olacaktır. Bir de mümkün olduğu kadar o günkü dili ve şiveyi kullanmaya özen göstereceğim.

Genelde erkek tarafının kadınları kızı düğün ve bayram gibi cemiyetlerde görürler ve beğenirler. Evin büyüğü ve reisi olan erkeğe durumu anlatırlar, evlenecek olan gence durum söylenir. Gencin itirazı söz konusu değildir. Karar verilip ve kız tarafının bir yakınıyla kızın ailesine dünürlüğe gitmek için teklifte bulunulur, kızı ilk isteme işi böylece başlamış olur. Gençler birbirlerini çeşitli düğün ve cemiyetlerde uzaktan görme fırsatı bulurlar.

DÜNÜRLÜK

Belirlenen günün akşamı erkeğin anne ve babası kız tarafına yakın bir kişiyi de yanlarına alarak karşı tarafın nabzını yoklamaya giderler. Kahveler içildikten sonra “Allah’ın emri Peygamberin gavliyle” diyerek söze başlanır ve kız istenir. İlk gidişlerde kız misafirlere kesinlikle gösterilmez kız tarafının vermeye niyetleri yoksa, bir bahane uydurarak “ Ta agası va sırada, nasibinizi başka yerden arayın” der ve noktayı koyar. Erkek tarafı da bu kapıdan vazgeçip başka yerden aramaya başlar. Kız verilmek isteniyorsa “Balta, ağacı bir vuruşta kesmez” diyerek, “siz bizi sormuş öğrenmiş beğenmişsiniz, biz de sizi soralım öğrenelim” der açık kapı bırakırlar. İkinci gidiş bir hafta sonradır. Erkek tarafı giderken bir hediye alır (bu hediye genelde şalvarlık elbiselik veya bir havlu olurdu) kız evine giderler. Kahveler içildikten sonra yine aynı ağızla söz açılır. Kız tarafından çevre istenir. Her iki tarafta işe razı olduğu için gelin adayı gelir misafirlerin elini öper, erkek tarafı hediyeyi verir çevreyi alır. Buna söz kesme veya küçük nişan denir. Artık söz kesilmiş kız verilmiştir. Dünürlüğe gitme ve kız evindeki görüşmeler genelde Cuma ve İzmit akşamları yapılırdı. ( Eskiden Pazartesi günü İzmit ilinin pazarı olduğu için Pazar gününün akşamına İzmit akşamı denir. Perşembe gününün akşamına da Cuma akşamı denir, ve haftanın bu iki akşamı uğurlu akşam sayılırdı.)

Aradan birkaç aylık bir zaman geçtikten sonra erkek tarafı tekrar bir akşam kız evine giderek kız tarafının şartlarını ( bu şartlar genelde alınacak ziynet eşyaları ve çeyizlerdir) konuşurlar, nişan değişimi denilen akşamı tespit ederler. Nişanlanma şimdiki gibi kalabalık ve eğlenceli olmazdı. Erkek tarafı birinci derece yakınlarını alıp belirlenen akşamda kız tarafına gider. Giderken kız tarafına vereceği nişanlık hediyeleri götürür bunlar da genelde iç çamaşırı ve giyecek eşyalarıdır. Bir de kıza takılacak yüzük ve küpelerdir. Kız tarafı da birinci derece yakınlarını toplar kız evinde her iki taraf buluşur. Kız tarafı da hazırladığı nişanlıkları bohçalar, bunlar genelde kızın kendi evinde yaptığı işlemelerdir. Kız tarafı ile erkek tarafı bohçaladıkları eşyaları değişirler. Buna da nişan değişimi veya büyük nişan denir. Böylece nişanlanma işi bitmiş olur.

Nişanlılık döneminde bayramlar geçerse oğlan tarafından kız tarafına bayramlıklar gider. Şayet kurban bayramı geçerse kız adına kesilecek kurban götürülür. Kesilecek kurbanı erkek tarafı çok özen göstererek seçer kurbanın başına ve sırtına kına yakar gelin telleri ile süsler.

Nişan değişiminin ertesi akşamı kız tarafından gelen çeyizler oğlan evinde bir köşede sergilenir. Bunları görmeye gelen kız ve kadınlar aralarında nişan eğlencesi yaparlar, kız tarafında da erkek tarafından gelen çeyizler sergilenir, kadınlar ve kızın kız arkadaşları görmeye gelirler. Ancak orada eğlence yapılmaz.

Nişan eğlencesinde (oyunu) bazı kadınlar tef çalıp şarkı ve türkü söylerler. Bazıları da yöresel oyunlar oynarlar. Bu eğenceler de kesinlikle erkek olmaz. Bazı gençler muziplik olsun diye oyun oynayan kızların eğlence yaptıkları yere doğru acı biber yakarak tüsü yaparlar.

Buraya kadar anlattıklarım kıza bölümler halinde canlandırılıp görüntülenebilir.

Ancak bundan sonrası belgesel olma değer nitelikte olup bazı bölümleri karşılıklı konuşmalar şeklinde alacaktır. Nişan akşamı oynanan oyunlar bölgenin gerçek folkloru olup çekimi mutlaka yapılmalıdır.

DÜĞÜN SÖYLEŞME VE DAVETLER

Nişan olayından belli bir süre sonra kız ve erkek tarafı çarşı veya pazarda birbirlerini gördüklerinde artık düğünün tespit zamanının geldiğini hatırlatarak bunun için bir akşam belirlerler. Erkek tarafı belirlenen akşamda kız evine gider sonra nikah pazarlıklarına geçilir.

Nikah pazarlıklarında bazı kız babaları masraf için avıllık (Ağırlık) denilen bir miktar para alırlardı.

Geline çeyiz hazırlanırken yorgan kaplayan kadınların başı bütün (evli çocuk sahibi ve boşanmamış) olması şarttır.

Resmi nikah düğünden en az on beş gün önce yapılır. Bu nikah işi muhtar tarafından ilan edilir, bu ilan halkın toplandığı yerlere asılır, buna askı süresi denir. Nikahtan önce gelin ve damada evlenmeye engelleri yok diye sağlık raporu alınır.

Çarşamba günü gelir her iki taraf çarşıda buluşurlar. Damat ve gelin ilk defa burada yakından birbirlerini görme fırsatı bulurlar. Nikah için resim çektirirler, düğün söyleşme akşamı tespit edilen dürülerin hepsi alınır. Yine aynı gün geline alınacak olan altınların tamamı alınır. Aynı gün nüfusta veya muhtara resmi nikah, yöresel deyimle mamele yaptırılır. Artık iki aile arasında hısımlık ve akrabalık resmen de başlamıştır. Bunu her iki tarafın katılımı ile birlikte bir yemek yenilerek görülmeye başlar. Her iki taraf evlerine döner. Kız tarafı kız evine gelerek dürülerine bakar ve kendi aralarında değerlendirirler.

DÜĞÜN HAZIRLIKLARI VE DAVETLER

Düğün için her iki taraf kendi hazırlıklarına başlar.

Kız tarafı davet için kına ekmeği denilen küçük köy ekmekleri yapar. Bunlarla dost ve akrabalarını kınaya davet eder. Ayrıca yakın mahallelere el ilanı

göndererek erkekleri kız evli gitmeye davet eder.

Erkek tarafında ise düğün hazırlıkları daha yoğun ve hareketli olur. Damadın ailesinin yakın akrabaları ne gibi hazırlıklar yapıldığını öğrenmek için ziyarete giderler. Bu ziyarete gidenlere de halk diliyle düğün hodulu denir.

Düğüne bir hafta kala bütün komşular bir akşam düğün evinde toplanırlar. (damadın evine artık düğün evi denir) Her birine çeşitli köy ve mahalleler davet dağıtmak için taksim edilir. Yani iş bölümü yapılır. Düğüne davet genelde mumlarla bazen de kibritle yapılır. Davet edilen ailelere birer tane mum veya kibrit verilir.

Davet işi bittikten sonra düğün günü beklenmeye başlanır. Düğün Cuma günü akşamı başlar, Cuma Cumartesi, Pazar, Pazartesi devam eder. Düğünde “bir davul ve bir klarnete” takım denir. Düğüne ne kadar takım çalgı gelirse, düğün o kadar zevkli olur. Düğün sahibinin itibarı da çalgıların takım sayısı ile değerlendirilir. Çevremizde çalgı işi genelde Sarıköy ve Dağağzı Köylerindeki yerleşik çingeneler yapardı. Kaynarca ve çevresinde çengi denilen kadın oyuncu çok sık görülmezdi. Düğünlerin yüzde birinde ancak görülebilirdi. Zaten halk tarafından pek rağbet görmezdi.

DÜĞÜNÜN BAŞLAMASI VE DÜĞÜN GÜNLERİ

Bu bölümde anlatacaklarımın çoğu çevrenin folklorunu yansıttığı için olayların çoğunu yine karşılıklı konuşmalarla filme alınacak şekilde canlandırmaya çalışacağım.

ERKEK EVİNDE KÜÇÜK DÜĞÜN

Düğünden bir gün öncesi olan Perşembe ve düğünün birinci günü olan Cuma günlerinde kadınlar gelecek davetlilere yemekle birlikte ikram edilecek olan gözleme ve börekleri toplu halde yapıp fırınlarda pişirirler, bunların da başlıca çeşitleri kolböreği, burma börek, gözleme ve kara börektir. Bu sahne de canlandırılarak görüntülenirse iyi olur. Yine Perşembe ve Cuma günleri misafirlere ikram edilecek yemekler hazırlanır. Bunlardan keşkek, üre, dolma yöresel yemeklerdir. Diğerleri bildiğimiz klasik yemekler olur. Fırınlara bol miktarda köy ekmeği yapılır. Köy ekmeğinin üstüne çörek otu, haşhaş tohumu serpilirdi. Bu çörek otu ve haşhaş tohumu bazen uğur getirir diye dünürlüğü giderken kadınlar yanlarında götürürlerdi. Cuma günü köyün gençleri de düğüne gelecek misafirlerin oturmaları için piyaka denilen oturakları hazırlarlar etrafı temizlerlerdi.

Cuma günü akşamı olduğunda artık düğün için her şey hazırdır. Cuma günü öğlenden sonra en az üç ve daha fazla olmak üzere çalgılar köyün girişinden itibaren çala çala köye girer ve düğün evinin yanına gelirler. Düğün sahibi kendilerini karşılayarak “hoş geldiniz” der ve hemen orada bir fasıl yapılır. Başta Kandıra Çiftetellisi olmak üzere oyunlar oynanır. Kandıra Çiftetellisi karşılıklı iki kişi ile oynandığı gibi gurup halinde de oynanır. Böylece düğün başlamış olur.

Sıra gelen misafirlere yemek vermek için tabak, tencere, tepsi, sahan toplama işine gelmiştir. Bu iş için mahalle büyükse bir ekip küçükse iki ekip görevlendirilir. Birinci ekip bir takım çalgı iki kişinin ellerinde birer panavır çuvalı ile birlikte mahalleyi gezmeye başlar, her evin önünde durulur çalgı çalınır evin kadını vereceği tabak, tencere, tepsiyi verir ve çuvallara konur. Her hane gezilerek bu iş tamamlanır. Toplananlar düğün evine teslim edilir. Mahalle küçükse toplananlar yetmeyeceğinden ikinci ekip aynı işi diğer mahalle veya mahallelerde yapar. Bu toplananlar düğünden sonra duvak günü sahipleri tarafından

alınır. Bu sahnenin de görüntülenmesi iyi olur.

Bu arada diğer çalgılar da düğün evinin önünde çeşitli fasıllar yaparlar. Davul çalan davulcular genelde gündemdeki şarkı ve türküleri iyi bildiği için davul çalarken solistlik görevini de yaparlar. Ayrıca halktan da iyi söyleyenlere söyletilir.

Akşam yemek vakti geldiğinde yemekler yenir. Erkekler genelde üç yerde toplanır: Birinci grup köyün gençleri; bunlar ertesi günü düğünde hizmet edecek olanlardır. İkinci grup köyün orta yaşlıları, üçüncü grupta dışardan gelen düğün sahibinin birinci ve ikinci dereceden yakınlarıdır. Buradan da anlaşıldığı gibi düğünün birinci günü eğlenenler, ikinci günde misafirlere hizmet edecek olan yakın akrabalar ve köyün gençleridir. Buna küçük düğün denir.

İçki sofraları hazırlanıp düğün sahibi içki ve mezeleri (genelde tavuk peynir ve turşudur, içki de Yenirakıdır) sofraya getirir koyar. Kadeh olarak kullanılan bardaklar doldurulur ve eğlence başlar: Klarnetle uzunca bir taksim yapılır, sonra davulcu davul çalar ve şarkı türkü söyler. Daha sonra grup birlikte toplu olarak söyler, sesi güzel olanlar solist olarak söylerler, sıra oymamağa gelip oynayacak olanlar kalkar, Kandıra Çiftetellisi, Bahriye Çiftetellisi, Mevlana ve Kasap oyunlarını oynarlar. Bu eğlence gece geç vakitlere kadar devam eder. Düğün sahibi gençlerin isteklerini, ki bu istekler genelde içki ve mezelerdir, ne kadar yerine getirirse geçler de ertesi gün düğüne gelen misafirleri ona göre istekli ağırlar ve hizmet ederler. Çalgı eşliğinde oyunlar oynanırken bazen tabanca atılır. Geç vakitlerde eğlence bittiğinde herkes sarhoş olacak derecede kafayı bulduğu için hemen içtikleri odanın içinde birer kenara kıvrılıp sabah geç vakte kadar uyurlar.

Bu eğlenceler devam ederken düğün sahibinin ailesinden bir kişi, kız evine kına ve et götürür. Bu arada düğün yapan kişinin de yemek yapmak için bir büyük baş hayvan kestiğini belirtelim . Ayrıca bol miktarda köy tavuğu kesilir ve kızartılar.

KIZ EVİNDE KÜÇÜK DÜĞÜN – KINA

Birinci akşam kız evinde de mahalle ve köy kadınları toplanarak tef çalıp türkü söyleyip mahalli oyunlar oynarlar, sonra gelinin el ve ayaklarına kına yakarlar, kına yaktıktan sonra bir kadın tarafından gelinin önünde bir baltayla odun kesilir, odunu keserken “görümce karışmasın elti karışmasın” gibi dileklerde bulunur. Buna kaynana dilini kesme denir. Böylece her iki tarafta da düğünün birinci günü bitmiş olur.

DÜĞÜNÜN İKİNCİ GÜNÜ

Düğünün ikinci günü olan Cumartesi günü, yorgun ve uykusuz bir gece geçirildiği için biraz geç kalkılır, bugün düğüne gelen misafirlerin yoğun olacağı bir gündür. Düğünler genelde ilkbaharın başı ve sonbaharın sonlarına doğru yapıldığından, havalar serin olduğu için, yemek verme işi evlerde ve yer sofralarında topluca yapılır.

Düğüne gelen erkek misafirler köyün girişinde mutlaka çalgı ile karşılanırlar. Müzik eşliğinde oynaya oynaya düğün evinin önüne gelirler. Misafirler önce düğün evinin önünde piyakalara da kısa bir süre oturtulur. Oyun oynamak isteyenler çalgı eşliğinde oynarlar ve bazen tabanca da atarlar. Sonra komşulardan müsait olan bir eve götürülür. Orada düğün evinden gelen yemekleri yerler, sonra kendilerine kahve ikram edilir, misafir getiren takımın davulcusu misafirler eve girerken davul çalmayı keser, davulu ters yatırır misafirlere doğru tutar. Ufak parası olanlar davulun üzerine bahşişlerini atarlar.

Çalgı başka misafirleri karşılamak üzere geri döner.

Düğüne gelen kadın misafirler çalgı ile karşılanmaz, kendi halleri ile gelirler.

DÜRÜ: DÜĞÜN EVİNE GETİRİLEN HEDİYELER

Düğün evine getirilen hediyelere gelince; kadınlar çoğunlukla hediye olarak koltuklarının altında birer canlı tavuk getirirler. Bazıları da çeşitli ev hediyeleri getirir. Komşu ve akrabalar da yemek yapmak için fasulye bulgur ve darı getirirler. Erkekler de genelde aralarında belli bir miktar para toplarlar, onu verirler. Bu paralar bazen kuru bir gökçe dalına asılarak çalgı ile birlikte gelinir, düğün sahibine teslim edilir. Düğün sahibinin en yakınları bazen hediye olarak koyun kuzu getirirlerdi. Düğün yapana yardım amacıyla yapılan bu hediyelere dürü verme denir...

Düğüne gelen erkeklerden bazıları içki içip eğlenebilirler, tabii olarak içkilerini kendileri alırlar veya getirirler.

Bunlara uzun süreli olmamak kaydıyla çalgı verilir.

Erkeklerin bütün bu geliş gidiş ve eğlencelerini kadınlar ancak ya evlerin dam altlarından ya da pencerelerden perde arkasından uzaktan kendilerini saklayarak seyrederler.

SİNSANA – KUZU PARASI

İkinci günün önemli olaylarından biride sinsana gitmek diğer bir adıyla yavuklu gitmektir. Bu iş atlarla olup koşu niteliğindeydi. Bu işinde bir bölümünü görüntülemek lazım. Düğün tarafından bir grup atlarla kız evine gider; bu gitmenin amacı kız tarafına kuzu parası vermektir. Kuzu parası kız tarafının gençlerine eğlence amacıyla verilen paradır. Böylece kız tarafının erkeklerini akşama düğüne davet etmiş olurlar. Kız evinden düğüne gelen erkeklere de kızevli denir.

KIZEVLİ

Kız tarafının erkekleri, büyük düğün günü denilen düğünün ikinci günü öğleden sonra kız evinde toplanır yemekler yenilir, düğünün yapıldığı damat tarafına kızevli gitmek için hazırlıklar yapılır. Zaman öyle ayarlanır ki tam gün batımında düğünün yapıldığı erkeğin köyüne varılır. Eskiden araba hatta traktör bile olmadığı için gidişler toplu olarak yürüyerek yapılırdı. Kız evinin bulunduğu köyle düğünün olduğu köy arasındaki mesafeye göre yola çıkış saatleri ayarlanırdı.

Kızevliler düğünün olduğu köyün girişine geldiklerinde meydana büyük bir ateş yakarlar, yakında bulunan çitlerden odunlar kırılar ateşe atılır. Bu da kızevliliğin pürüzlük yapma adetlerindendir.

Kızevliler oldukça nazlı ve kahırlı olurlar. Hele kızın kardeş veya kardeşleri her dedikleri yerine getirilmesi gereken en nazlı misafirlerdir.

Kızevlileri ateşinin yakıldığı yerde düğün tarafının erkekleri karşılar, “hoş geldiniz” der ve isteklerini sorarlar. Kızevlilerin isteklerinin başında çalgıcılarının en iyi çalanı gelir. Çünkü çevredeki bütün çalgıcıları tanıdıklarından en iyi çalanı bilir ve onda ısrar ederler. Düğünde çalgı çoksa bazen iki takımda da ısrar ederler, çalgı çala, çala kızevlilerin yanına gelir, kısa bir oyun faslı yapılır. Damadın babası yanında bir kişi ile birlikte kızevlileri karşılamaya ve “hoş geldiniz”e gelir. Yanındaki kişinin de elinde bir tepsi, tepsinin içinde bir Büyük Rakı, kadeh yerine kullanılacak bardaklar, meze olarak kızartılmış bir tavuk bulunur. Kadehler doldurulur düğün sahibinin şerefine kaldırılır, içilir. Böylece içki alemi başlamış olur. Artık kızevliler ağır adımlarla çala söyleye ve bazen oynayarak misafir edilecekleri eve doğru ilerlemeye başlarlar, kızevliler düğün evine yakın müsait bir evde ağırlanırlar. Bu eve kızevli evi denir. Kızevlilere evini açan ev sahibinin arabası gelin alma günü gelin arabası olur. Kızevliler önce düğün evinin önüne uğrar, orada çalıp oynarlar. Sonra kızevli evine girerler. Evde yemekler yenir, sıra kuzu parasının harcanmasına gelir. Paranın büyük bir kısmı ile içki alınır, kalan kısmı ile içmeyen gençlere ve çocuklara çerez alınır. Zaten gençlerin çoğu içerlerdi.

Kızevlilerin yemek yeme işi bittikten sonra, tekrar içki sofraları hazırlanır; içecek olanlar sofraya otururlar. İçki içecek kişiler genelde iki odaya ayrılırlar: Birinci odada gençler, ikinci odada orta yaşlılardan içenler bulunur. Çalgı genelde geçlerin yanında olur, arada bir fasıl için yan odadakilere gönderilir. Uzun bir klarnet faslı yapılır, sonra davulcu davul çalarak şarkı ve türküler söyler. Buna içenlerde iştirak ederek solo şeklinde bir fasıl geçilir. Sonra kalkılır başta Kandıra Çiftetellisi olmak üzere çeşitli oyunlar oynanır. Yorulduktan sonra oturulur, bir sigara molası verilir. Sıra damadı çağırmaya gelmiştir. Damat çağırılır; damat elinde bir tepsi, tepsinin içinde bir büyük Yeni Rakı ve kızarmış bir tavukla birlikte gelir. Kızevliler tarafından coşkulu bir şekilde alkışlanır. Bir oyun faslı yapıldıktan sonra damat geriye gönderilir.

Bazen bu oyunlarda çalıcı klarneti birilerinin kulağına doğru çalar, ki bu bahşiş istiyor demektir. Kişi müsait ise bir miktar kağıt parayı klarnete takar. Bu iş genelde dışarıda oynanırken yapılır. Kız evlilerin eğlencesi bazen oynayarak, bazen tek ve toplu şarkılar söyleyerek sabaha kadar sürer. Kızevlilikte uyumak ayıptır, mutlaka sabaha kadar çalınıp oynanacaktır. Sabah ezanı vakitlerinde evden yola çıkış hazırlıkları başlar. Bilen ve sesi güzel olan birisi Sabahın Seher Vaktinde Görebilsem Yarimi şarkısını çalgı eşliğinde söyler. Bu dramatik anı köyün yaşlıları izlemek için erkenden kalkarlar ve kızevlileri seyrederler. Bu artık veda zamanının geldiğine işarettir. Birlikte kalkılır çeşitli oyunlar oynandıktan sonra, kalan içki artıkları ve bardaklar alınıp Kasap oyunu oynanarak evden çıkılır. Çalıp söyleye oynaya düğün evinin önüne doğru gelinir. Artık herkes kafayı bulmuştur, ayakta zor durur, düğün evine girilir düğün sahibi çağırılır, orada bir oyun faslı yapılır, tabancası olanlar tavana doğru tabanca atar, evde mutlaka bir cam kırmak da adettendir. Sonra evden çıkılarak çalgı ile karşılandıkları yere kadar yine çalgı ile uğurlanarak yolcu edilirler.

Kızevlilerin memnun gönderilmesi önemlidir. Eğer küskün giderlerse gelin almada bazı pürüzlükler çıkarırlar; bunlar da genelde toprak bastı parası almak, çalgı çaldırmadan köye girip gelin aldırmak gibi cezalardır. Çünkü çalgı çalarak oynayarak köye girip gelin almak düğün tarafının şanındandır.

Evet düğünün ikinci günü ve akşamı damat evi tarafında böyle geçer. Şimdi bir de kız evine diğer bir tabirle kına evine dönelim bakalım orada neler oluyor.?

KIZ EVİNDE BÜYÜK KINA

Kız evinde düğünün ikinci günü akşamı kına gecesi denilen kına eğlenceleri yapılır. Bu eğlencelere gelecek misafir kadınları karşılamak onlara yemek vermek için, kınanın yapıldığı mahallenin kadınları sabahtan itibaren hazırlıkları başlatmıştır... Yine başta yöresel yemekler olmak üzere çeşitli yemekler hazırlanır. Akşam gün batımına yakından itibaren kadın misafirler gelmeye başlar, gelen kadınlara yer sofralarında yemekler yedirilir. Yemeği yiyen gelinin bulunduğu geniş bir mekana gider, burası kapalı bir yerdir. Kına yerinde kesinlikle erkek bulunmaz; zaten erkekler de aynı saatlerde kızevli olarak damat tarafında düğünde eğlenmektedirler. Şayet kız evi ile damat evinin olduğu köyler yakınsa, bu sefer damat tarafının kadınları kız tarafına kına eğlencesine giderler ki bunlara da oğlanevli denir. Ancak bunlar kız evliler kadar nazlı ve çekilmez olmazlar. Kız tarafı bunları kına yerinde bir yerlere oturtur.

Geline gelinlik olarak her tarafı pullarla süslenmiş beyaz ve al renkten gelinlik giydirilir. Bu gelinliklere harbalı adı verilir. Daha sonraları nereden kaynaklandığı bilinmemekle birlikte bu gelinliklere kaftan denildi.

Gelinin saçları tellerle süslendikten sonra kafasına da bürgü denilen süslü ve ince kare şeklinde al bir duvak örtülür. Gelinin şalvarı da ışıldaklı ve parlak olur. Bu şekilde giydirilmiş olan gelin kına yerine getirilir, yerine oturtulur. Tef çalıp şarkı türkü söyleyecek olan kadınlar gelinin yanında yerlerini alır ve kına eğlencesi başlar, Eğlencelerde kesinlikle ısmarlama çalgı ve müzik olmaz. Halkın içinden bu işi iyi becerebilen genç kız veya gelinler tef çalar türkü söyler, diğerleri de tempo tutup birlikte oynarlar. Gelin yerine oturtulduktan sonra bir veya iki adet mum yakılır, gelinin önünde tutulur gelin de bir süre buna bakar. Buna gelinin kırıtması denir.

ÇEKİ ÇEKME

Biraz tef çalınıp oyun oynandıktan sonra çeki çekilir. Çeki çekme geline verilen hediyelerin kimler tarafından verildiğini yüksek sesle ilan edilmesidir. Bunun için oyun işine bir müddet ara verilip gelinin önüne hediyeleri koymak için bir bohça serilir. Bu işi iyi yapan cazgır nitelikli bir kadın çağırılır. Bu kadın hediyeleri eliyle kaldırıp halka gösterir, kim tarafından verildiğini bağırarak ilan eder ve bohçaya atar.

Buna da birkaç örnek verelim. Babasından işe başlanır ve şöyle bağırılır.

- Bubasından bi altın....

- Anasından bi yorgan....

- Yingesinden bi çarşaf...

- Agasından bi bilezik...

- Amcasından bi şalvallık...

- Fatma dizesinden oyalı bi çember...

- Halasından bi yastık örtüsü, vs... gibi hediye verenlerin hepsi ilan edilir.

Çeki çekimi tamamlandıktan sonra hediyelerin bulun-duğu bohça toplanıp kaldırılır. Bu hediyeler ertesi gün gelinle birlikte gönderilir. Çeki işi bittikten sora oyuna devam edilir.

Kına gecesi aynı zamanda gelinin kız arkadaşlarıyla vedalaşmasıdır. Oyun işi gecenin geç saatlerinde biter, kadınlar dağılırlar. Bu oyunlar yörenin geleneksel folklorunu yansıttığı için mutlaka çekimi yapılmalıdır. Artık sıra düğünün üçüncü günü olan gelin alma gününe gelinmiştir.

GELİN ALMA HAZIRLIKLARI

Geçen gecenin yorgunluğu ve uykusuzluğu nedeni ile Pazar sabahı biraz geç kalkılır. Gelin arabaları hazırlanmaya başlanır. Eskiden köylerde taşımacılık ve yolculukta kullanılan yalnız öküz arabaları vardı. Gelin arabası yapmak içinde halat arabası denilen arabanın üstü ters U şeklinde çıtalar yardımı ile kapanır, bu çıtaların üzerine de köylerde dokunan renk renk kilimler örtülürdü.

Ayrıca bu renk cümbüşüne güzellik katsın diye arabalara koşulacak manda veya öküzlerin de boynuzları yağlanır veya cilalanır, gelin arabasının boyunduruğunun üzerine belli olsun diye kurdelalarla süslenmiş bir çiçek buketi takılır.

SADIÇLIK GELENEĞİ

Gelin alma olayında birde sadıçlık geleneği vardır. Damadın varsa küçük kardeşlerinden birisi, kardeşi yoksa yakınlarından 15-16 yaşlarında bir delikanlı sadıç olarak seçiler. Sadıç, gelin arabasının önünde uzunca bir sopaya takılı bir bayrağı taşır. Gelin evinden gelini çıkarırken bayrağı gelinin olduğu odanın camına uzatır, bayrak sopasının ucuna sadıça hediye olarak bir mendil bağlarlar. Sadıç dönüşte de gelin eve indirilinceye kadar bayrağı taşır. Gelin eve indirilince bayrağı düğün sahibine teslim eder. Böylece sadıçın işi biter, örf ve adetlere göre sadıç artık gelinin kardeşi sayılır.

GELİN ALMA TÖRENİ

Gelin alma yolculuğumuza devam edelim. Hazırlıklar bittikten sonra gelini köyünün uzaklığına göre akşam saatlerinde geriye damadın evine dönecek şekilde zaman ayarlanır ve yola çıkılır; üzerleri renkli kilimlerle örtülü 8-10 arabaya çocuklar ve kadınlar biner, erkeklerin yürüyerek gitmesi adettir, arabalar arka arkaya dizilirler, arabaların en arkasında açık bir araba bulunur, bu arabaya da keşkek arabası denilir. Keşkek arabasına gelin almadan dönüşte gelinin evinde kalan geline ait eşyalar yüklenir. Ayrıca erkeklerden fazla içip de yürüyemeyecek durumda sarhoş olanlar da bu arabaya yatırılır.

Yola çıkma işi düğün sahibi tarafından verilecek bir komutla ve tüm çalgıların çalması ile başlar. Belli bir yol aldıktan sonra çalgı kesilir, yola devam edilir. Gelinin köyü uzaksa dinlenmek için mola verilir, bu molalarda birer ikişer bardak içki içilir, oyunlar oynanır, şarkı ve türküler söylenir.

Gelinin köyüne yaklaşıldığında çalgılar çalınarak oyunlar oynanarak ilerlenir. Köyün girişinde gelinin tarafının erkekleri gelin alayını karşılar. Bunlar akşam ki kızevlilerdir. Düğünden yeterince memnun ayrıldılarsa sorun çıkmaz. Bazen sembolikte olsa toprak bastı parası diye az miktarda bir para alınır. Gelin evine yaklaşıldığında gelinin kardeşi gelin arabasının öküzlerinin yularlarını eline alır, artık arabanın komutu onun elindedir. Bu arada kadınlar arabalardan inerek gelinin evine girerler. Bu kadınlardan bazılarının kimse görmeden gelinin evinden kaşık, tabak gibi bir şeylerden almaları uğur sayılır.

Gelin evinde gelinin ailesinden olan kadınlar birbirlerine sarılıp ağlarlarken, dışarıda gelin arabası ile gelen damat tarafının erkekleri en hızlı ve en iyi oyunlarını oynarlar. Genç kızlar geline ait eşyaların bulunduğu sandıkların üstüne oturarak sandık parası diye bir bahşiş almadan sandıkları vermezler. Bahşişler alınır sandıklar keşkek arabasına yüklenir. Bundan sonra gelinin bulunduğu odayı açmak için bahşiş alınır. Buna da kapı parası denir. Bu işler bittikten sonra gelinin kardeşleri veya birinci dereceden yakınlarından birkaç erkek, gelini ağlayarak sarılan kadınların elinden karga tulumba alarak kapıya gelen gelin arabasına bindirirler. Tam bu sırada gelin arabasının üzerine beyaz şekerli leblebi atılır . Daha önceleri ise buğday atıldığı söylenirdi. Atılan bu yiyecekler bol bol atılır, çünkü “bolluk getirsin” derlerdi. Burada bütün çalgılar coşkulu çalarlar.

Gelin arabası köyden ayrılmak üzere gelinin kardeşi tarafından köyün dışına doğru çekilir. Diğer arabalar peşindedir, sıra köyün çıkışında gelinin kardeşinin yular parası almasına gelir. Bunun için bayağı uzun pazarlıklar yapılır. Uzlaşma sonunda gelinin kardeşi yularları arabanın sahibine verir. Böylece damadın evine dönüş yolculuğu başlar. Bazen çocuklar yolbağı yapar onlara da sembolik bir bahşiş verilerek hatırları hoş edilir.

Düğün evine dönüş yine gidişdeki gibi bazı sessiz bazı çalıp söyleyerek devam eder. Dönüşte bazı bir kuş avlanıp geline vererek mendil alma adeti yapılır. Damadın köyüne yaklaşıldıkça çalıp söyleme oynama işi artar. Gençler kafayı bulmuştur. Köyün girişinden itibaren oldukça ağır adımlarla çala söyleye damadın evine doğru ilerlenir. Eve yaklaşınca gelin arabasının önüne damat istenir. Damat elinde bir tepsi, tepsinin içinde bir ufak rakı ve kızarmış bir tavuk gençlerin yanına gelir. Tezehürat ve alkışlar yapılır. Yere bağdaş kurarak oturulur rakı açılır kadehler doldurulur ve ağır ağır içilir. Sonra kalkılır damat oynatılır, damat oyundan sonra serbest bırakılır, damat eve döner.

GELİNİN İNDİRİLMESİ VE DAMAT EVİNE GÖTÜRÜLMESİ

Köye girdikten sonra gelin arabasının dışındaki diğer arabalar evlerine gider. Gelin arabası önünde gençler oynaya oynaya çok ağır adımlarla damadın kapısına yaklaşır. Gelin inmek istemez, amacı damadın babasından bahşiş almaktır. Damadın babası arabanın yanına gelir, vereceği bahşişi ilan eder: Bahşiş genelde inek, koyun gibi bir adet hayvandır. Bahşişin verilmesinden sonra damat gelinin yanına gelir, gelini almak ister fakat daha önce gelinin ayakkabısının biri gençler tarafından çalındığı için ayakkabı aranır; ayakkabıyı getiren gence bir tavuk verilir, ayakkabı alınır, gelinin ayağına giydirilir.

Damat gelinin kolundan tutar, arabadan alır ve gelin odasına götürür. Artık eş olmuşlardır. Eşinin yüzünü açar ve “hoş geldin” der ve hediyesini takar, tekrar kapıdaki misafirlerin yanına döner. Gelin odasına artık ailenin yakını olan kadınlar girip çıkarlar. Ellerini öptürürler; gelinin büyük küçük herkesin elini öpmesi adettendir.

GÜVEY KAPAMA

Artık sıra Güvey kapama denilen gerdeğe girme işine gelmiştir. Güvey kapama işi yatsı namazından sonra yapılır. Yatsı namazından önce, imam, ailenin büyüklerinden iki kişiyi alarak; önce gelinin rızasını sonra damadın rızasını alarak dini nikahını kıyarlar.

Damat da olmak üzere birlikte camide yatsı namazı kılınır. Camiden çıkılarak tekbirlerle damadın evine doğru gidilir. Evin önüne gelindiğinde dua yapılır. Duadan hemen sonra damat hızla eve gelinin yanına koşar. Damadın peşinden teneke, ayakkabı, terlik gibi şeyler atmak adettendir. Damat içeri girdikten sonra dışarıdakilere bir bardak şerbet ikram edilir. Sonra herkes evine dağılır. Damadın yakın arkadaşı olan gençler, gerdek odasının penceresinin altında beklerler, damat kendisi için gelin odasına gelen tavuğu pencereden arkadaşlarına atar, bekleyenler alırlar ve oradan uzaklaşırlar.

Buraya kadar olanlar çok renkli görüntüler olduğu için gelin alma olayının , gelinin ve damadın köyündeki bölümleri mutlaka görüntülenmelidir.

Artık gelin alma işi bitmiş fakat düğün bitmemiştir. Ertesi günü yani düğünün dördüncü günü duvak eğlenceleri vardır. Görülüyor ki geçmişte Kaynarca çevresindeki düğünler tabiri caizse padişah düğünü gibi olurdu.

DUVAK EĞLENCELERİ

Duvak sabahı (Pazartesi) gelinin köyü yakın ise damat ve gelin, gelinin ailesine büyüklerin ellerini öpmeye gider ve hemen geri döner. Şayet gelinin köyü uzaksa buna gerek yoktur.

Gelin ile damat evden çıktıkları sırada damadın yakınlarından bir kadın gelin odasında girerek gerekli incelemeleri yapar. Duvak günü sabahtan gelinin tarafından gelecek kadınlara vermek için yemekler hazırlanır. Gelinin tarafından gelen kadınlara kız külüleri (Köylüleri) denir. Öğleye doğru duvak eğlencesi yapılacak yer hazırlanır. Kız küleri gelir, yemeklerini yer, gelinin çeyizlerine bakar ve oyun yerinde toplanırlar. Duvak eğlencelerinde diğer eğlencelerde olduğu gibi erkekler kesinlikle katılamazlar Duvak eğlencesi kız tarafı ile erkek tarafının birlikte yaptıkları ilk eğlence olduğu için birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Gelini ve tef çalacak kadınları sandalyelere veya hazırlanan sedir gibi bir yere oturturlar Tefçiler tef çalar türkü söyler, genç kız ve gelinler oynarlar.

Bu sırada erkekler de bir başka yerde silahları ile nişana atarlar. Nişan atmada birinci gelene çevre hediyesi verilir. Nişana atma av tüfekleri ile olur.

Belli bir yere bir hedef bırakılır o hedef vurulmaya çalışılır. Vuran hediyeyi alır.

Duvak eğlenceleri akşam üstü saatlerine kadar sürer akşam üstü dağılır.

Düğünün birinci günü tabak toplayanlara tabak tencere ve tepsi gibi malzemeler veren kadınlar duvaktan sonra bu verdiklerini düğün evinden alır götürürler.

Duvak eğlenceleri bittikten sonra gelin komşu kadınlar tarafından suya götürülür, pınar yolu öğretilir. Kadınlar pınar başında birbirlerine şerbet ikram ederler. Bundan sonra evin suyunu gelin kendisi taşır.

Böylece bir düğün bitmiş olur. Düğünden sonra damat ve gelin aileleri arasında geçen kayda değer birkaç adet vardır. Kısaca onlara da değinmenin yararlı olacağını sanıyorum.

YUMURTA YEME KALDIR BAŞIM, EVİLLİK

Düğünden birkaç gün sonra kızın kardeşi bir akşam damadın evine misafirliği gelir ,buna yumurta yeme denir. Bundan birkaç gün sonra damatla gelin kız evine misafirliğe gider, buna da kaldır başım denir.

Aradan bir hafta on gün geçtikten sonra damat tarafı gelinle birlikte komşularından bazılarını da alarak gelinin evine misafirliğe giderler, bu gitme işine de evillik denir.

Evillikte genelde orta yaşlı kadınların, aralarında kısa bir yöresel oyun faslı yapmaları da adettendir.

Bundan birkaç gün sonra bu sefer gelin tarafından bir grup damadın evine misafirliğe gelir. Bütün bu geliş gidişler her iki tarafın birbirini daha iyi tanıyıp kaynaşması içindir.

Artık bu işte amacına ulaşmıştır. Böylece bu yuva da sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Kurulmuştur diyorum çünkü, o günkü şartlarda kurulan yuvalar, bu günkünden çok sağlam oluyordu. Bunu da o günkü aile çatışmaları ile bu günkü parçalanmış aile sayıları arasındaki farkın çok olması nedeni ile yazıyorum.

KINALARDA SÖYLENEN TÜRKÜLERDEN UNUTULMAYANLAR

Gelin kına yerine getirilirken:

Harmanlarda sarı saman savrulur

Çok anneler kuzusundan ayrılır

Ayrılır da ağlamaktan bayılır

Ayılır da dostlarına sarılır

Çam başına çıra koydum yanmadı

Anasına haber saldık gelmedi

Kimsecikler anasının bir tanesi demedi

Herkes ayrılık türküleri söyledi

Kına eğlencesinde söylenenler:

Ferdenlinin yolları düz gitmiyor

Hacı Ahmetlerin gelinleri uz gitmiyor

Beş eşeğim var beşi de kara

Beşini satsam etmez beş para

Halası var dizesi var, yingesi var,

Nasıl uz gittiler ağlama yar ağlama yar

Dedelerin düzleri

Açılmış nergizleri

Oğlan kızı görünce

Koyuverdi öküzleri

Evlerine varılmıyor köpekten

Telli de uçkur çözülmüyor ipekten

Trilay Tiri lay vay. Tirilay

Tayyareler yürüdü,

Dağı duman bürüdü

Kaçacaktım kaçamadım

Her yerlerim çürüdü

At olurda tepmez mi ?

Yar olurda öpmez mi ?

Yarin öptüğü yerde

Gonca güller bitmez mi

Trilay tirilay vay tirilay

*: Emekli Sınıf Öğretmeni

KAYNAK KİŞİLER:

1) Nuriye TOPÇU, 1341 (1925) Doğumlu İlkokul mezunu ev kadını,

2) Hüsnü AYDIN, 1930 Doğumlu Çayır Ova Ziraat Okulu mezunu,

3) Reşat ULUDAĞ, 1939 Doğumlu Ortaokul mezunu,

4) Ramis MEMİŞ, 1948 Doğumlu Ön lisans mezunu,

5) Fevziye SOLMAZ, 1946 Doğumlu İlkokul mezunu ev kadını,

6) Ercan ÖZTURHAN, 1960 Doğumlu Yüksek Okul mezunu,

7) Emine AKDOĞAN, 1339 doğumlu ilkokul mezunu,

8) Raife ÇELEBİ, 1337 doğumlu ilk okul mezunu.